Hukuk Dergilerinde Kör Hakemlik Sisteminin İşlevsizliği

Hukuk Dergilerinde Kör Hakemlik Sisteminin İşlevsizliği

Bilimsel çalışmaların yayınlanmadan evvel bir “hakem” tarafından değerlendirmeye tabi tutulması sonradan yerleşmiş bir uygulama. Einstein’ın makalesinin “The Physical Review” tarafından hakeme gönderilmesine gücenip makaleyi geri çekmesi, bu uygulamanın yirminci yüzyıl ortalarına doğru dahi oturmamış yeni bir uygulama olduğunu gösteriyor. Meşhur Nature dergisi dahi ancak 1973 yılında hakem uygulamasını yayın için gereklilik haline getirmiş. Bu uygulamaya ihtiyaç elbette bilim üretmenin küçük bir zümreden ve dar bir alandan taşması sonucu ortaya çıktı. İlk zamanlar akademik cemiyetler içinde birbirini tanıyan insanların teşviki ve önerileriyle yayınlanan kitap ve makalelerden ibaret olan bilim dünyası zamanla genişlemeye başladı. Ayrıca bilim dallarının ve çalışılan konuların spesifikleşmesi de dergi editörlerinin artık yayınlanacak metinlerin kalitesini takdir etmek konusunda yetersiz kalmasına sebep oldu.

Bildiğim kadarıyla ülkemizdeki hukuk dergilerinin tamamı kör hakem sistemi ile yayın yapıyor ya da en azından bu iddiada bulunuyor. Zaten hakemsiz bir dergide yayınlanan makalenin atanma/yükselme kriterleri bakımından da bir faydası yok. Yani “resmi olarak” bir çalışmayı “bilimsel” yapan şey, hakem denetiminden geçmiş olması. Bu bakımdan bir akademisyen her ne kadar bilim üretme aşkıyla yayın yapsa da mesleğinde ilerleyebilmesi için “puanlar” toplaması gerekli olduğundan, makalelerini hakemsiz yayınlatması kendisinden beklenemez.

Fakat doğa bilimlerinden kopya edilen mevcut hakemlik sistemi, hukuk alanında hem maksadı bakımından yetersiz hem de işleyiş şekli bakımından oldukça sorunlu. Doğa bilimlerinde bilimsel makaleler bir nevi yapılan deneylerin yazılı raporlarıdır. Birçok durumda, doğru olup olmadıkları üzerine bina edilecek diğer çalışmalar ve ürünler (örneğin ilaçlar) bakımından hayatidir. Haliyle hakemler tarafından teyit edilmeleri elbette gereklidir. Oysa hukuk metinlerinde öne sürülen “iddialar” bu denli hayati değildir. Doğru, tutarlı olmadıkları takdirde insanların canına değil, müellifinin saygınlığına zarar verirler.

Hukuk çalışmalarında doğa bilimlerindekine benzer bir teyit yalnızca gereksiz değil, esasında aynı zamanda imkansızdır. Bilimsel hukuk metinlerinde doğa bilimlerindeki gibi “gerçekler” bulunmaz, görüşler, argümanlar bulunur. Bunlar elbette eksik olabilirler, yetersiz olabilirler, yanlış olabilirler, fakat bu durumların tespiti çok özenle hazırlanmış olsalar dahi anonim hakem raporları ile değil başka bilimsel çalışmalarla ortaya konmalıdır. Çünkü hukuk eğer bir bilim ise, tartışmanın bilimidir. Doğası itibarıyla bilimsel diskursun, tartışmanın içinde gelişir. Haliyle sağlıklı bir sistemde neyin doğru, tutarlı, geçerli olduğuna anonim bir meslektaş değil, açık, detaylı tartışmalar karar verir. Anonim hakem raporları ise evvela bu imkanı ortadan kaldırdığı için hukuki tartışmanın gelişmesi bakımından zararlıdır. Yazarın gerçek bir cevap hakkı ya da imkanı olmaz, üstelik çoğu durumda hakem anonimliği arkasına gizlendiği için ismiyle belki yapamayacağı, yapıcı olmaktan uzak eleştirilerde bulunur.

Hukuk, bahsedilen doğası itibarıyla bilimsel bir diyalogun içinde gelişir ve elbette bu bakımdan güncellik önemlidir. Mevcut sistemde ise hakem raporlarının yazılması bazen aylar sürüyor. Yeni yayınlanan bir makaleye cevap vermek isteyen bir hukukçu görüşlerini yayınlatana kadar mesele unutulmuş oluyor. Ben şu an Türk hukuk biliminin eksikliğini en çok hissettiği meselenin bu diyalog olduğunu düşünüyorum. “Doktrinde tartışmalı” kalıbının hakkını verecek çok az orijinal tartışmaya şahitlik edebiliyoruz. Yine güncel bir gelişme hakkında bir tweete sığmayacak değerlendirmelerini sunmak isteyen bilim insanlarının, ayrıcalıklı bir süreç söz konusu olmadığı takdirde bunu akademik dergilerde olay unutulmadan yayınlatması mümkün değil. Zaten bu yüzden genellikle kişisel bloglarını ya da Twitter’ı kullanıyorlar. Fakat bilimsel dergiler bu görüş ve tartışmalara ev sahipliği yapmayacaksa, bunların fonksiyonlarını sorgulamamız gerekmez mi?

Alanının uzmanı olduğunu ispat etmiş herhangi bir kişinin görüşlerini, tespitlerini paylaşmak için denetime muhtaç olmasının hukuk gibi bir alanda bilimsellik ile izah edilmesi gerçekten anlaşılır değil. Çünkü bu alanda mevcut değerlendirme kriterleri objektif kriterler değil. Kemal Gözler’in meşhur yazısını herkes bilir. Böyle birinin makalesinin derginin yayın yaptığı alanla ilgili olmadığı, formatının uygun olmadığı, çok uzun ya da çok kısa olduğu, şekli gereklilikleri sağlamadığı elbette değerlendirilebilir, fakat konuyu eleş alış şekli, eklenmesi/çıkarılması gereken başlıklar, atıf yaptığı/yapmadığı eserlerin tespiti gibi değerlendirmeler hakemlik faaliyeti içinde tam olarak kimsenin “haddi” değildir. Bu anlamda hakemin takdirinin Kemal Gözler’in veya o alanda en azından doktorası bulunan başka bir uzmanınkinden daha evla olduğu sonucuna bizi ulaştıran nedir?

Esasında iddiam, ideal bir sistemde hukukta hakem sisteminin doktor ünvanı almış kişilerin yayınları bakımından olmaması gerektiği, fakat kabul etmek gerekir ki ideal bir sistemde yaşamıyoruz. Bize kıyasen daha oturmuş bir geleneğe sahip Almanya’da hakemlik bizimki kadar yaygın değil ve bu durum büyük sorunlara sebep olmuyor. Orada makalenin yayınına, ilgili alandan, editörlük yapan bir profesör veya yine alanın akademisyenlerinden oluşan yayın kurulu karar veriyor. Bu sistemin işlemesinin elbette en önemli sebebi dergilerin daha spesifik alanlara ilişkin olması ve editörün ya da yayın kurulunun insiyatif kullanabilecek deneyimli isimlerden oluşması. Almanya’da en meşhur hakemli dergilerden biri Rechtswissenschaft (RW). Kendisi de profesör olan editörden rica edip hakemlere gönderilen formu inceleme imkanım oldu. Öncelikle, formun başında derginin maksadı, incelemenin kapsamı hakemlere izah edilmiş ve son kararı yayın kurulunun vereceği belirtilmiş. Yayın kurulu farklı alanlardan 14 profesörden oluşuyor. Hakemden istenen, makalenin orijinallik gibi temel koşulları sağlayıp sağlamadığına ve eserin derginin yayın kapsamına uygun olup olmadığına dair bir değerlendirme yapması. Bunu yaparken de çoğunlukla 1-5 arasında bir değer seçmesini isteyen soruları işaretlemesi gerekiyor. Yayına karar veren kurulun isimlerin dergi sayfasında mevcut, her yılın son sayısında hakemlerin ismi de yayınlanıyor.

Kabul etmek gerekir bizim durumumuzda hakem sistemini tamamen kaldırmak daha büyük bir kaosa, daha keyfi yayın politikalarına sebep olurdu. Yine de bu kaostan dahi orta-uzun vadede daha sağlıklı bir akademik yayın geleneği çıkacağını zannediyorum.

Kabul edilmesi daha kolay önerim ise, mevcut sistemi biraz törpülemek. İlk olarak, hakem raporlarının sınırları iyi çizilmiş şablonlara sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Hakem bu şablonun içerisinde neyi değerlendirip neyi değerlendirmemesi gerektiğini, konumunu bilmeli. İkinci olarak editörlerin daha fazla insiyatif alabileceği, dergiyi sahipleneceği bir yapı üzerine düşünülmeli. Hakem sınırı aşan bir yorumda bulunduğu takdirde de editör insiyatif kullanabilmeli. Bizdeki dergiler çoğunlukla fakülte dergileri olduğu için, editörlük faaliyetleri genellikle bir hocanın ve hatta bazen bir asistanın angaryası olarak kabul görüyor. Oysa daha spesifik yayın kapsamı bulunan dergilerde alana hakim deneyimli editörler hem insiyatif alabilir hem de derginin repütasyonunu sahiplenebilir. Üçüncü olarak kör hakem sisteminden vazgeçmek gerekiyor. Çünkü zaten fakülte dergilerinin makale ulaşım-yayın tarihleri incelendiği (bazıları 1 hafta bazıları 1 yıl) görülebilir ki tam anlamıyla kör hakem sisteminin uygulandığı çok az durum var. Fiiliyatta sadece küçük balıklar için olan bu önlem, ne hakemin ne de yazarın faydasına. İdeal işleyen durumlarda dahi görüşlerin söz konusu olduğu hukuk metinlerinde yazarın kimliğinin hakem tarafından tespit edilmesi zor değil, hakemin anonimliği ise çoğunlukla sınırı aşan ve yapıcı olmayan eleştirileri dile getirmesine sebep oluyor. Bu konuda diğer alanlardan bazı önemli dergilerin geçmeye çalıştıkları açık hakemlik sistemleri incelenebilir. (eLife vs.). Son olarak, doğa bilimlerinde yayın yapan bazı dergilerden ödünç almamız gereken asıl alışkanlık, hakem raporlarının makale ile birlikte yayınlanması diye düşünüyorum. Bu da hem hakemi anonim dahi olsa eleştirirken iki kere düşündürecek, hem de belli durumları okuyucunun takdirine bırakarak editörlerin insiyatif almak konusunda cesaretlerini artıracaktır.

Bu önerilerin ve bilimsel yayıncılık bakımından başka önemli hususların (atıf yöntemleri vs gibi.) daha detaylı ve sağlıklı tartışılabilmesi için dergi editörlerinin belli aralıklarla bir araya gelmesi elzem. Hukuku daha iyi tartışabilmek için evvela nasıl tartışmamız gerektiğini tartışmamız gerekiyor. Yakın zamanda değişen doçentlik şartları çok tepki yarattı. Görüldü ki hukukun kendine özgü koşulları, yerel yayın sistemi pek anlaşılmıyor. Hukukçuların alanlarına ilişkin özel durumları kural belirleyicilere izah edebilmeleri için evvela kendi aralarında uzlaşmaları gerekiyor.

Yeni yazılardan ve içeriklerden haberdar olmak için mail listesine kayıt olabilirsiniz.

No spam, no sharing to third party. Only you and me.