Bir Blog Yazısı Nasıl Yazılır (Çeviri)

Aşağıdaki metin, verfassungsblog.de adresinde yayınlanan “How to Write a Blog Post” başlıklı yazının çevirisidir. Önümüzdeki haftalarda hukuk bloglarının işlevlerine ve bunlara olan ihtiyaca dair bir şeyler kaleme alacağım, öncesinde bir blog yazısının nasıl yazılması gerektiğine dair bu faydalı yazıyı paylaşmak istedim. Metindeki tavsiyelerin büyük kısmı, sadece blog yazıları için değil, doktora tezleri, makaleler ve başka akademik hukuk metinleri için de geçerli diye düşünüyorum.
Çeviri izni verdiği için metnin yazarı ve blogun editörü Maximilian Steinbeis’a teşekkür ederim. Metnin İngilizce versiyonuna buraya ve Almanca versiyonuna buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
I
Bir blog yazısı yazarken en önemli şey tezdir. Uzun yıllara dayanan yazarlık ve editörlük tecrübemle pekiştirdiğim tezim şu: Yazarın tezini şekillendirmek, keskinleştirmek ve farklılaştırmak için harcadığı çaba, metnin bir blog yazısı olarak uygun olup olmadığının en açık göstergesidir. Metne yapı, yön ve çekiş gücü veren tezdir. Ona enerji yükleyen şey budur. Metnin iyi bir blog yazısı olabilmesi için net, keskin bir teze ihtiyacı vardır ve tercihen birden fazla olmamalıdır. İçinizdeki yazarın gözünü bu tek teze odaklamanız gerekir ve bu odaklanma beceri, sabır ve çoğu zaman hatırı sayılır derecede ıstırap gerektiren bir süreçtir.
Tez, konu değildir. Örneğin, AB İçişleri Konseyi’nde Ortak Avrupa Sığınma Sistemi konusunda varılan anlaşma hakkında bir blog yazısı yazmak istersem, bir konum var, ancak henüz bir tezim yok demektir. Neler olduğu, nelerin değiştiği ve nelerin aynı kaldığı, bunun ne anlama geldiği ve bunların nasıl ilişkili olduğu hakkında sayfalarca ilginç bilgi yazabilirim. Bunların hepsi son derece değerli olabilir. Ancak iyi bir blog yazısı oluşturmaz. Bunun için bir tez gerekir.
Tez, görüş de değildir. Yargım, ne kadar güçlü bir şekilde ortaya konmuş olursa olsun, sempatim veya hoşnutsuzluğum, ne kadar şiddetli hissedilirse hissedilsin, yakınlarım dışında kimseden en ufak bir ilgi bekleyebileceğim bir şey değildir. Bulduğum ve hissettiğim şey, benim için tezimi oluşturmamı sağlayan sebep olabilir, ancak diğer herkes için tamamen alakasızdır. Buna karşılık, bir tezin yokluğunu güçlü görüşlerle telafi etmeye çalışmak yaygın ama daha vahim bir hatadır. Avrupa Birliği İçişleri Bakanlarının dün aldıkları kararın ne kadar korkunç olduğunu düşündüğümü uzun uzun anlatabilirim. Ama bu işe yaramaz. Bir tez olmadan, asla iyi bir blog yazısı olmaz.
Tez bir argüman da değildir. Tezinizi ortaya atarsınız ve bunu yaptığınız için onu geliştirmeniz, temellendirmeniz, gerekçelendirmeniz, haklı çıkarmanız, itirazlara karşı savunmanız, yani argümanlar öne sürmeniz gerekir. Argüman gerekçelendirmedir, tez ise gerekçelendirilen şeydir. Argümandan önce gelir. Bu, kişinin argümanlarının tezi destekleyemediği ortaya çıkarsa utanma riskini göze almasıdır. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için öncelikle tezin ortaya konması gerekir.
Tezin özellikle çarpıcı olması bile gerekmez. Hiçbir blog yazısı sadece beklenmedik bir iddiayla sizi şaşırttığı için iyi olmaz. Bir blog yazısında en yüksek sağduyuyu temsil edebilirsiniz, bunda yanlış olan hiçbir şey yoktur. Ancak tez net olmalıdır. Bir blog yazısı yazıyorsanız, okuyucularınıza ve daha da önemlisi kendinize karşı tam olarak neyi, neden ve neye karşı öne sürdüğünüzü netleştirmelisiniz. Bu tekrarlanan bir süreçtir. Bir şeyler denersiniz. Ve bu konuda sorun yaşadığınızı fark edersiniz. Tezi değiştirirsiniz. Bu şekilde daha mı iyi? Evet, daha iyi. Ama artık o kadar zarif değil, eğri büğrü ve karmaşık. Bu yüzden tekrar değiştirirsiniz. Olmasını istediğiniz kadar keskin olana kadar tezinizi bu şekilde bileylersiniz.
II
Net ve keskin bir teze sahip olduğunuzda, metnin nasıl yapılandırılacağına dair sorun da neredeyse kendiliğinden çözülür. Oldukça basit: Kural olarak, tezinizi en başta belirtmeniz gerekir. Sonraki paragraflarda bunu bağlamsallaştırır, gerekçelendirir, beklenen itirazlara karşı savunur ve sağlam, istikrarlı bir şekilde durması için ne gerekiyorsa yaparsınız – metnin yapısı bu şekilde neredeyse kendiliğinden ortaya çıkar. Fakat yalnızca net ve keskin bir teziniz varsa.
Haber gazeteciliğinde, önemli olanın ilk cümle olduğunu öğretirler: Bu, okuyucunun metni okumak için neden zahmete girmesi gerektiğini anlamasını sağlamalıdır. Bunu ikinci cümleye bırakırsanız, okumayı çoktan bırakmış ve durumun farkına bile varmamış olabilir. Doğrudan konuya girmelisiniz.
Şimdi, hukuk blogu yazıları gazete haberi değildir ve sanırım okuyucularından daha fazla sabır beklenebilir. Gerekli anlatım becerilerine sahipseniz, elbette daha sanatsal bir giriş deneyebilir ve tezinizi ortaya koymadan önce heyecanı bir süre daha sürdürebilirsiniz. Ancak bu risklidir ve kesinlikle ileri düzey yazarlar içindir. Kural olarak, tezi en geç ikinci paragrafta ortaya koymalısınız.
Özellikle Alman hukukçular için metni bu şekilde yapılandırmak oldukça zordur. Almanya’da hukuk fakültelerinde Gutachtenstil (uzman görüşü tarzında) olarak adlandırılan yöntem öğretilir: işte dava, işte kanun ve bir sonuca varmadan önce hukuk normunun unsurlarının dava konusu olayda oluşup oluşmadığını adım adım kontrol edersiniz. Tüm metin dilek kipinde yazılır – şöyle olsaydı böyle olurdu, ya da başka türlü olsaydı şöyle olurdu gibi – ve ancak en sonunda, yani nihayet sonucunuzu açıkladığınızda bildirme kipinde yazmanıza izin verilir. Bu bir blog yazısı için felakettir. Kimse en sonunda gerçekte durumun ne olduğunu öğrenmek için bir sürü dilek kipini okumaz. Tez, yazının başında ve bildirme kipinde olmalıdır: Bu böyledir. Ve aşağıdaki nedenlerden dolayı…
Açık ve keskin bir teze sahip olduğunuzda, uzunluk sorunu da çoğunlukla hallolmuş olur. Net bir tezi geliştirmek, gerekçelendirmek ve savunmak için çoğu durumda 1500 kelime rahatlıkla yeterlidir. Her halükarda 2000 kelime maksimum üst sınırdır, daha fazlasına ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız, bunun nedeni muhtemelen tezinizi yeterince netleştirmemiş olmanızdır.
III
Üslup ve dil yazarın kişisel imzasıdır ve bir blog buna saygı göstermelidir. Belirli bir blog tarzı yoktur ve hiç kimse sırf blogda yazdığı için kendini “acayip” bir dil kullanmak zorunda hissetmemelidir. Bazıları kuru ve katı bir bilimsel üslupla yazarken, bazıları daha edebi ve/veya polemikçi bir üslup kullanabilir ve yazar seçtiği üslup konusunda kendine güvendiği, dil açık olduğu ve fikri eksiklikleri gizlemek için kullanılmadığı sürece benim için bir sorun yoktur.
Bununla birlikte, Alman hukuk eğitiminin bu eğitimden geçenlere yaşattığı, deformasyon olmasa da gariplikler olarak tanımlayabileceğim dilsel özellikler var. Alman bir hukukçuya dönüşmek, belli bir düşünme biçimini ve dolayısıyla belli bir ifade biçimini öğrenmek anlamına gelir. Etrafınızda olup bitenlerin akışını Tatbestände (bir hukuk normunun olgusal unsurları) şeklinde organize etmeyi öğrenirsiniz. Hukuk okumanın biçimlendirici deneyimi budur: bir apartman dairesinde yaşamak aniden bir kira sözleşmesine dönüşür, barda bir kahve sipariş etmek bir sözleşme teklifine dönüşür. Bunu öğreniyorsunuz ve beraberinde muazzam bir güçlenme hissi geliyor. Birdenbire elinizde sihirli bir değnek oluyor ve bu değnekle olan biteni düzgün, kare şeklinde, düzenlenebilir ve istiflenebilir Tatbestandsmerkmale‘lere dönüştürebiliyorsunuz ve bunlara hukuksal sonuçlar bağlayabiliyorsunuz! Bu şekilde düşünmeyi ve sonra da konuşmayı ve yazmayı öğreniyorsunuz. Gerçekleşen şeyler bir olay haline geliyor, aksiyon bir eyleme, yüklem isme dönüşüyor ve sonra kendinizi saf bir hukuk diliyle ifade edebiliyorsunuz.
Bu, dava dilekçeleri, mahkeme kararları ve idari belgeler için iyidir, ancak bir blog yazısı için kötüdür. Bu nedenle, isimlere dönüşen tüm yüklemleri, Alman hukuk dilinin karakteristik özelliği olan tüm edilgen ve ortaç yapılarını acımadan düzenliyoruz.
IV
En azından bizim arzumuz bu. Bunu her zaman istediğimiz kadar yerine getiremiyoruz. Yazılarımız, onlardan en iyisini elde etmek için, bir, iki, hatta bazen üç ya da dört düzenleme döngüsünden geçiyor. Yine de çoğu zaman çok daha fazlasının gerekli olduğu hissine kapılıyoruz. Ama elimizden gelen bu kadar.
Bizler ve daha da ötesi yazarlarımız, yayınlanmak üzere bize gönderecekleri yazıları yazmadan önce ve yazarken bu hususları dikkate alırlarsa, kendimizi ve birbirimizi çok fazla zahmetten kurtarabiliriz. Bu nedenle bu önerileri sunuyoruz.
Bunları faydalı bulursanız, çok memnun olurum. Herhangi bir eleştiriniz, yorumunuz veya açıklamaya ihtiyacınız varsa, lütfen bana e-posta gönderin.
No spam, no sharing to third party. Only you and me.